Sayfalar

22 Aralık 2012 Cumartesi

O TÜRKAN YOK MU O TÜRKAN...

Bu günlerde bu şarkıya takmış durumdayım.. Demet Akalın yine yapmış yapacağını, dillere dolaşacak bir şarkı kapmış yine...Ama klibinde gerçekten de Türkan Şoray'ı görmek isterdim, Nur Yerlitaş'ı Türkan Şoray'a benzetmeye çalışmaları hiç hoş olmamış.

SUSAMLI TAVUK

Farklı bir tavuk tarifi denedim geçenlerde. Tarifi SAKLI LEZZETLER sitesinden aldım. Bence siz de denemelisiniz. Tarifte tavuk göğsü diyordu, ben tavuk kanatla yaptım. 

21 Aralık 2012 Cuma

KUPES BALIĞI VE ISPANAK SALATASI



Uzun bir ardan sonra herkese merhabalar... Hani blogger'da resin hafızam dolduğu için yeni yazı yayınlayamıyordum ya... Onu hallettim. Hem de o kadar kolay oldu ki. bu kadar kolay olacağını bilseydim bu kadar ertelemezdim bu işi. Hemen anlatayım. 

  • Öncelikle gmail'den bir hesap daha açıyorsunuz. 
  • Blog ayarlarından izinlere girip yazar ekle dedikten sonra yeni açtığımız mail adresini yazıp davet et diyoruz.
  • Daha sonra açık olan oturumu kapatıp, daveti gönderdiğimiz mail hesabımıza giriyoruz.Gelen iletiyi açıyoruz ve tarif ettiği gibi kabul etmek için gerekli linke tıklayıp şifremizi girdikten sonra daveti kabul et diyoruz.Buraya kadar yazar eklemiş olduk.Sıra geldi yönetici yapmaya yani blog sahibi maili değiştirmeye.
  • Açık olan oturumu tekrar kapatıyoruz ve yönetici hesabıyla tekrar blog ayarlarından izinlere giriyoruz.İşte burası işin püf noktası; gördüğümüz gibi 2 tane yazar listeleniyor.İlk olarak yeni eklediğimiz mail adresinin yanındaki "yönetici ayrıcalıkları ver" sekmesine tıklayarak 2 yönetici oluşturuyoruz.Son aşamada ise eski mailimizin yanındaki "yönetici ayrıcalıklarını kaldır" yazısına tıklıyoruz ve mail adresimizi taşımış oluyoruz.Eski yönetici mail hesabınızın yanındaki "kaldır" sekmesine tıklarsanız eskiyle hiç bir işiniz kalmamış olur.
İnşallah anlatabilmişimdir. Benim bilgisayarımda hem Explorer hem de Google Chorme yüklü. Ben bu şekilde birisinden yeni yönetici hesabımla yazı yayınlayabiliyorum, diğerinden de eski hesabımla da diğer bloggerların  yazılarını takip edebiliyorum. 

Gelelim yemek tariflerine... Malum kış aylarındayız. Ve bu zamanda yiyebileceğimiz en güzel besinlerden birisi de balıktır. KUPES balığını balıkçıda görürseniz mutlaka deneyin. Tabi ki lafım benim gibi ilk defa deneyeceklere. Yoksa bilenler bilir ki bu balık her zaman tezgahlara düşmezmiş. Çok derinlerin balığıymış. Bizim balıkçımız eşime "Abi alın pişirin, pişman olmazsınız, çok beğenirsiniz" demiş. Gerçekten çok beğendik. Çok lezzetli, hafif kılçıklı yalnızca. O kadar da kadı balığında bile olur....Şiddetle tavsiye edilir, bir tutam tuz karıştırdığınız mısır ununa buladıktan sonra az yağda kızartınız. Yanında da ıspanak, kuru soğan ve havuç birlikteliğinden oluşan, zeytinyağı, limon ve tuz ile tatlandırılan salata da tavsi edilir. Veya herhangi bir salat... mesela soğan salatası veya roka-domates...
Afiyet olsun... 

 

12 Aralık 2012 Çarşamba

25 Kasım 2012 Pazar

:( RESİM YAYINLAYAMIYORUM...

Bloğumun resim hafızasını doldurmuşum. Bu nedenle resim yayınlayamıyorum.. :( En kısa zamanda bu sorunu çözmeliyim..

20 Kasım 2012 Salı

FIRINDA TÜRLÜ

Malzemeler:
  • 2 tane patlıcan
  • 2 tane patates
  • 2 tane biber
  • 2 tane domates
  • 1 orta boy kuru soğan
  • 1 tane tavuk göğüs eti
  • 5-6 diş sarımsak
  • Sıvı yağ, tuz, pul biber, karabiber
Yapılışı:
  • Patlıcanları alacalı soyup küp küp doğruyoruz. Patates ve domateslerin kabuklarını soyup küp küp doğruyoruz.Biberleri çok ince olmayacak şekilde doğruyoruz. Soğanların kabuklarını soyup uzunlamasına doğruyoruz. Sarımsakların kabuklarını soyup 2-3 parçaya ayırıyoruz. Mesela kabakda konulabilir bu yemeğe. Ama ben evdeki malzemeleri kullandım.
  • Tavuk etini yıkayıp küp küp doğruyoruz. Tavuk eti yerine kuşbaşı kırmızı et de olabilir.
  • Doğradığımız tüm malzemeleri fırın tepsisine koyuyoruz. Üzerine dilediğiniz kadar sıvı yağı (benimki biraz fazla olmuş), tuzunu, karabiberini ve pulbiberini ekleyip mümkünse elimizle karıştırıp fırına veriyoruz. 180 derecede pişiriyoruz. Afiyet olsun... 

DİSİPLİN NEDİR, NE DEĞİLDİR

Nasıl disiplinize edilir?
 
Sözlük, disiplini “Bir topluluğun, yasalarına ve düzenle ilgili yazılı veya yazısız kurallarına titizlik ve özenle uyması durumu” olarak tanımlar.
Peki, gerçekte nedir disiplin? ‘Çocuğu disipline etmek’ deyince ne anlamalıyız? Disiplin, çocuğa sadece bizim belirlediğimiz sınırlar içinde davranma izni vermek midir, yoksa onun araştırma çabasını örselemeden sadece aşırıya kaçan davranışlarını engellemek mi?
Ebeveynlerin en çok şikayet ettikleri konulardan biridir disiplin; "Çocuğuma disiplin veremiyorum, çok disiplinsiz, davranışlarına sınır koyamıyorum…”
Peki, çocuklarımıza sınır koyarken doğru cümleleri doğru yerde kullanabiliyor muyuz? İsteklerimizi onların anlayabileceği netlikte aktarabiliyor muyuz?
Çocukların dürtüleri, onları özgürce çevreyi araştırmaya yönlendirir. Ama aynı zamanda davranışlarının zaman zaman raydan çıkmasına da yol açar.
Bu durumda aileler, çocuğun gelişmesi için mutlak gerekli olan bu dürtüyü, araştırma sevincini, keyfini örselemeden, yok etmeden aşırı davranışları kontrol edebilmelidir.
Ailelerin, çocuğa sınır koyma konusunda dikkat etmesi gereken dört ana kuraldan bahsedilebilir;
1- Öncelikle, konulacak sınır, kısa ve net olarak söylenmelidir. Yani eğer çocuğun oyuncaklarını yere atması istenmiyorsa, direkt olarak, "Oyuncaklarını yere atma” şeklinde net ve kısa cümleler kurularak bu anlatılmalıdır.
Bu durumda çocuktan, "Yaramazlık yapma” gibi sınırları net olmayan istekte bulunmak, istenen sonucu oluşturmaz.
2- Ayrıca, çocuk sınır ihlali yaptığında, bunun olumsuz sonucu hem hemen uygulanabilir, hem de çocuğun tercih etmeyeceği bir sonuç olmalıdır.
"Sütünü masaya dökmeye devam edersen, hemen yatağa gidersin” şeklindeki gibi bir yaptırım etkili olacaktır. "Sütünü masaya dökersen sütünü alırım” demek, eğer çocuk sütü içmek istemiyor ise zaten etkisizdir.
3- Üçüncü kural, sınır ihlalinin olumsuz sonucunun net ve kısa olmasıdır.
4- Son olarak da bu sınır ihlali meydana geldiğinde olumsuz sonucun mutlaka ve anında yerine getirilmesi gereklidir.
Bu dört ana kural uygulandığında, çocuğun sınırlara uyma konusundaki tavrı, büyük ihtimalle olumlu yönde değişecektir.
Burada şunu da unutmamak gerekir; çocuk davranışları, içinde bulunduğu yaşın özellikleri dikkate alınarak sınırlandırılabilir.

Ayrıca, bazı bireysel sorunlu hallerde sınır konamıyorsa ısrarcı olunmamalı, durum sorgulanmalı ve medikal yardım alınmalıdır.
Bu konudaki kıstas ise; bir davranış eğer üç kere tekrarlandığı halde bir yöntemle sınırlanamıyorsa, yöntem, yöntemi uygulayan ve yöntemin uygulandığı bireyin tutumu sorgulanmalıdır.
Öncelikle unutulmamalıdır ki dayağın disiplinde kesinlikle yeri yoktur. Bu, asla bir seçenek değildir.
Özellikle 1-2 yaş çocuğunun elindeki bir şeyi almak, sadece bu nesne ile kendisine ya da bir diğerine zarar veriyorsa önerilir.
Çocuğa bağırmak ise onda karşılıklı olarak bağırma davranışını tetikleyecektir.

Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin
www.anneboyutu.com sitesinden alındı

19 Kasım 2012 Pazartesi

FIRINDA KIYMALI PİLAV

Malzemeler:
  • 100 gr yağsız kıyma
  • 1 tane orta boy kuru soğan
  • 1 su bardağı pirinç
  • 2 tane orta boy patates
  • tuz, karabiber, yarım çay bardağı sıvı yağ
Yapılışı:
  • 1 su bardağı pirinci yıkayıp süzdürüyoruz.
  • Patatesleri halka halka doğrayıp hafif kızartıyoruz. Aslında kızartmadan da koyabilirsiniz.
  • Soğanı ince ince doğrayıp çukur bir kaba alıyoruz.
  • Kıymayı ve pirinci soğanla karıştırıyoruz. İçine sıvı yağı, tuzu ve karabiberi ekleyip tekrar karıştırıyoruz.
  • Kızarttığımız patatesleri borcam kabının altına döşüyoruz. Üzerine kıymalı pirinçli karışımı döküyoruz. Pirincin üzerine de halka patatesleri bir sıra diziyoruz.
  • Karışımın üzerini bir parmak geçecek kadar su koyuyoruz.
  • 160 dereceye ayarlanmış fırında pişiriyoruz. Afiyet olsun...

17 Kasım 2012 Cumartesi

NE KADAR DEĞERLİSİNİZ..?

Önemli olan senin ne kadar iyi olduğun değil, karşınızdakinin iyiliğinizi görebilmesidir... Değerinizi bilen kişilerin olduğu ilişkilerinizin olması dileğimle iyi hafta sonları....

16 Ekim 2012 Salı

KABAK MÜCVERİ

 
 
Malzemeler:
  • 4 adet orta boy kabak
  • 3 Yumurta
  • 3 kahve fincanı Un
  • 1 demet taze soğan
  • 1 demet dereotu
  • 1 demet taze nane
  • Kızartma için sıvı yağ
  • Tuz, karabiber
Yapılışı:
  • Kabakların üzerini kazıyıp yıkadıktan sonra rendeliyoruz.
  • Rendelenmiş kabağın suyunu tel süzgeçte süzüyoruz. Acelemiz carsa elimizle de suyunu sıkabiliriz..
  • Taze soğan, dereotu ve naneleri ince ince kıyarak kabakla karıştırıyoruz.
  • Yumurtayı ve unu da ekleyip bulamaç haline getiriyoruz.
  • Bir tavada yağı kızdırıp hazırladığınız karışımı çorba kaşığıyla kızgın yağa dökerek çift taraflı olarak kızartıyoruz.
  • Yanında yoğurt ile servis edebilirsiniz. Afiyet olsun...
 

     

BÜYÜK SANATÇILAR HİÇ ÖLMEZLER ASLINDA...

Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun...

12 Ekim 2012 Cuma

HEDİYE ÇEKİLİŞİ

"GIRLAFİKİR" den hediye çekilişi var. Resimde gördüğümüz fırın eldiveni ve mutfak önlüğünü hediye ediyor. Çok sevimliler bence. Katılanlara bol şans diliyorum...

BANA BİR ÜTÜ ÖNERİR MİSİNİZ?

          Maalesef böyle bir kocam yok. Sağolsun kendisi birçok ev işinde yardımcı olur ama iş ütü yapmaya gelince semtine uğramaz. 3 yıllık evliliğimizde eşimin elinde ütüyü sadece geçen akşam gördüm, o da Çağan'ın kıyafetlerini ütülüyordu. Söz konusu oğluş olunca zevkle yapmış güya.Tabi böyle bir kocayı her kadın ister. Ama ben kocamdan razıyım, Allah da ondan razı olsun, varsın ütü yapmasın.
          Eskiden ütü yapmayı severdim. Ama evlenince eşime pantalon ve gömlek ütüsü yapmaktan bir hal oldum. Eşim memur olduğu için genelde masa başında çalışıyor.Bu nedenle de gömleklerin manşetleri çok kirleniyor, oturarak çalıştığı için de pantalonların diz arkaları kırış kırış oluyor. Tabi 9 yıl oldu alalı. İçinde su bırakmama rağmen artık kireçlendi mi nedir eskisi gibi güzel ütü yapmıyor. Eşim içini açıp temizledi yine olmadı. Gömlekleri ütülüyorum, ütü masasında gayet güzel ütülenmiş, dümdüz şeklide oluyor, askıya asıp dolaba kaldırıyorum. Giyileceği zaman dolaptan çıkartıyorum sanki ütülenmemiş gibi. Kaç defa pencereden aşağı ütüyü fırlatasım geldi.
          Şimdi sizlerden memnun olduğunuz ütü tavsiyeleri almak istiyorum. Özellikle buhar jenaratörlü (kazanlı) olanlarından. Şimdiden tavsiyeleriniz için teşekkürler... Sevgiler....... 
          

NE GÜZEL SÖYLEMİŞ ÜSTAD



          Günaydın herkese... 
          Geçtiğimiz günlerde büyük tiyatro üstadı Müşfik Kenter'i kaybetmiştik. Bana her zaman sevgili Yıldız Kenter'le ikisi bir köprünün iki ayağı gibi gelmiştir. Şimdi o ayaklardan biri yok. Sanki tiyatro köprüsü çökecek gibi düşündüm ilk başlarda. Ama eminim ki onların yetiştirdiği tiyatrocular, oyuncular bu köprüyü başarıyla taşımaya devam edeceklerdir.
          Müşfik Kenter'in dediği gibi hayatta her zaman yaptıklarımızı eleştirenler, beğenmeyenler, aksini söyleyenler illa ki olur. O nedenle emin olduğumuz şeylerden vazgeçmemek, dik durmak gerekir.
         Müşfik Kenter'i saygıyla anıyorum, herkese hayırlı cumalar diliyorum.


11 Ekim 2012 Perşembe

KIRKIMIZ ÇIKTI KORKUMUZ UÇTU

 
Benim minik kuzum...
 
          Geçen hafta pazartesi günü Çağan'ın kırkı çıktı. Kırkı çıkınca her şey değişir diyorlar. Bebeğin kendine göre düzeni oturmaya başlarmış. Bakacaz artık... İnşallah benim küçük adamım annesi üzmeyen bebişlerden olur. Gülücükleri, aguları bekliyoruz artık...
 

 
          Kırk banyomuzu da yaptık. Banyo suyunun içine taş gibi sağlam karakterli olsun diye 40 tane taş, altın gibi değerli oldun diye çeyrek altın, nazar değmesin diye nazar boncuğu, dertlerine derman, hastalıklarına şifa bulsun diye çörek otu, güzel koksun diye gül suyu ve karanfil koyduk. Oğluşu ananesiyle birlikte yıkadık ve tuzladık. 15 dk kadar da havlusuna sarıp tuzlu tuzlu beklettik. O hafta cuma günü de ilk gezmemizi yaptık. Halamıza gittik. Babanemiz de gelmişti. Çünkü ertesi gün bebek mevlüdümüz vardı, yani cumartesi günü. Mevlüdümüze öğretmen arkadaşlarım ve komşularımız gelmişti. Maalesef gurbette olduğumuz için akrabalarımız yoktu. Ama gelenlere çok teşekkür ediyorum, ayaklarına sağlık. Çok güzel bir mevlüt oldu. Ananemiz ve babanemiz tavuklu pilav yapmışlardı. Yanında ayran ve lokma talısıyla ikram ettik.
 
 
          Ve tabiki lohusa şerbetimiz olmadan olmaz... Antep yöresinde pek bilmiyorlar lohusa şerbetini. Adana-Mersin yöresinde de "kaynar" diyorlar. Sıcak ve cevizle ikram ediyorlar. Bir tencerenin içine bolca su koyuluyor.İçine lohusa şekeri (pembe renkli bir şeker), biraz şeker, kök zencefil, çubuk tarçın, karanfil ve yeni bahar konularak kaynatılıyor. Bizim Denizli'de bu şerbeti soğuk ikram ederler. Biz de öyle yaptık fakat bardakların içine ceviz koyduk. YAni iki yöreyi harmanladık. :)
 
 
 
Küçük adam..
Rabbim seni hayırlı, ömürlü, sağlıklı kılsın yavrum benim. Her türlü kötülükten, dertten tasadan, hastalıklardan  Tüm çocuklarla beraber korusun. Bahtın güzel olsun canımıniçi..
  

10 Ekim 2012 Çarşamba

BEN ANNE OLMADAN ÖNCE


Gece ne kadar geç yatacağım ya da sabah ne kadar geç kalkacağımı düşünmezdim.

Dişlerimi fırçalar, saçlarımı uzun uzun tarayabilirdim.

Kesintisiz, düşüncesiz uyuyabilmenin kıymetini bilmezdim.

Evimi her gün temizlerdim. Hatta süsler, püsler, küçük dekorasyon oyunları yapardım.

Evimi dağıtacak şeylerin küçük oyuncaklar, yırtık kağıtlar olacağı aklıma bile gelmezdi.

Saksılarımın zehirli olup olmadığını düşünmemiştim bile. Ya da banyoda duran el sabununun bir içecek gözüyle görülebileceğini.

Üzerime bu kadar işeneceğini, kusulacağını ve daha da ilginci bundan rahatsız olmayacağımı bilemezdim.

Gaz çıkartmanın eğlenceli tarafını göremezdim.

Ağlayan bir bebeği aşısı yapılsın ya da test için kan alınacak diye böğüre böğüre kucağımda sıkabileceğimi bilmezdim.

Ağlamaklı gözlere bakıp ağlayabileceğimi, minik bir tebessümden büyük mutluluklar yaşayabileceğimi düşünemezdim.

Saatlerce uyuyan bir bebeği seyretmek için uyanık kalabileceğimi düşünmezdim.

Kalbimin vücudumun dışında bir yerlerde olabileceğini tahmin edemezdim.

Aç bir bebeği doyurmanın insanın ruhunu nasıl doyurabildiğini bilemezdim.

Bir anne ile çocuğunun arasındaki bağın göbek bağından çok daha sağlam olduğunu anlayamazdım.

Bu kadar küçük bir bedenin bu kadar büyük bir huzur verebileceğini düşünemezdim.

Bütün bir gece boyunca, hatta geceler boyunca her şeyin yolunda gidip gitmediğini kontrol etmek için 10 dakikada bir uyanacağıma, kapılardan nefes sesi dinleyeceğime inanmazdım.

İyi ki bana bu duyguları yaşatıyorsun, iyi ki benimsin bebeğim....

30 Eylül 2012 Pazar

GAZ SANCISI

Hani geçen gün şu televizyondaki bebeklerin reklamını beğendiğimi söylemiştim ya, sanki oğlum da onları izlemiş gibi dün gece hep huzursuzdu, doğru dürüst uyumadı. Yazık yavrum uyuduğunda ise iniltili uyudu. Ama bizim sıkıntımız gaz sancısıydı. Çeşitli yöntemler denedik. İşe yaradılar ama sadece bir müddet.
  • Yöntemlerden ilki ayakları ile karnına doğru çekerek masaj yapmaktı. Genelde işe yarıyor. 
  • Yöntemlerden bir tanesi; "Colinox" adındaki damlayı kullandık. Tabi ki bu hemen etki etmedi, ama aşağı yukarı iki saat sonra yararını gördük. Arkadaşlarımdan "Zinko", "Colico" isimli ilaçları da duydum. Bu adını saydığım ilaçlar ve kendi kullandığımda dahil bitkisel ilaçlar. O nedenle güvenle kullanılabilir. 
  • Diğer bir yöntem de kaynatılmış soğutulmuş zeytinyağı ile karnına masaj yapıp ütü ile ısıttığımız küçük bir havluyu bodysinini üzerinden karnının üstüne koymaktı. Bunu uygulayınca bebek bir süre rahatladı.
  • Bir diğer yöntem de sırtına ve beline masaj yapmak. Bu yöntemi Çağancık çok sevdi.
Bunlar bizim uyguladığımız yöntemlerdi. Banyo yaptırmak da işe yarıyor. Ama maalesef bizim sularımız kesikti. Neyse Çağancık o kadar masajların ardından yorgunluğa ve uykusuzluğa dayanamadı, rahatlamış bir şekilde uyuyakaldı kuzum.

Bir de tabi ki annenin de beslenmesine dikkat etmesi gerekiyor. Ben gaz yapan yiyeceklerle iligili küçük bir araştırma yaptım. Annelerimizden ve arkadaşlarımdan duyduklarımı da ekledim. Ama gördüm ki anne sütünü arttırır dedikleri bazı gıdalar gaz yapıyor. Bu da işin tezatlığı tabi ki.. Araştırma sonuçlarımı aktarıcam birazdan. Tabi ki sevgili blogger anneleri bunları zaten biliyordur; ama benim gibi yeni anne olmuşlara ve olacaklara faydam olursa ne mutlu bana. :)

* İçinde kafein olan gıdalar (kahve, kola, çikolata)
*Gazlı içecekler ve soda
*Fındık, fıstık
*İnek sütü (Şekerli içilirse gaz yapmazmış...)
*Çiğ soğan, çiğ sarımsak (Çiğ soğan aynı zamanda anne sütünü de arttırıyor.)
*Brokoli, lahana, karnıbahar
*Baharatlı yiyecekler
*Kuru baklagiller ( kuru baklagilleri ıslattığımız suyun dökülmesi, haşladıktan sonra da haşlanılan suyun dökülmesi gerekiyor. Ama yine de yenmemesinde fayda var.)
*Aşure, keşkek gibi yarmanın (dövmenin) kullanıldığı çorbalar, yemekler
*Portakal, kavun,
*Sucuk, sosis, salam, patates cipsi, turşu gibi katlı maddeleri gıdalar
*Bulgur pilavı, mercimek çorbası (Bulgur pilavı ve yeşil mercimek de anne sütünü arttırıyor.)
Bu gıdaların hemen hemen hepsinden beslenmemizde sakınmamız çok zor. Ne kadar dikkat etsek de bebeklerde bağırsak sistemleri henüz düzene girmediği için illaki gaz oluyor. Ama işte bazen çok şiddetli oluyor, bazen çok hafif bir şekilde atlatılıyor. Çağan'ın doktoru özellikle yukarıda saydığım gıdalardan fazlasına kaçmadanyiyebileceğimi söylemişti. Ama ben yine de dikkat etmeye çalışıyorum.

 Bu gıdaların dışında bebeklerde gaz sorununa çözüm olabilecek şeyler de var. Bunlar:
  • Emzirdikten sonra bebeğin mutlaka gazının çıkarılması gerekiyor.
  • Yemeklere bol kimyon koymak.
  • Anne rezene+melisa+anason çayı içebilir. Bebeğe de Humana'nın rezene çayı veya normal rezene çayı kaşıkla içirilebilir.
  • Mama ile beslenen bebekler anne sütü ile beslenen bebeklere göre daha gazlı oluyorlar.
  • Karnıbahar, lahana, brokoli gibi sebzeleri haşlarken gazının alınması için haşlama suyunun içine elma sirkesi konulabilir.
  • Muskat rendesi gaza iyi geliyormuş.
  • Bebeğin burnu tıkalı ise de gaz olabilir.
  • Bebeğin gaz sancısı olduğu zaman annenin sakin olması, olaya ve bebeğe hakim olması, bebeğe yumuşak dokunuşlarla dokunması, bebekle alçak ve sakin bir ses tonu ile konuşulması bebeği yatıştırıyor. Çünkü bebekler ortamdaki negatif veya pozitif enerjiyi çok çabuk hissedebiliyorlar. Anne gergin olursa bebek de geriliyor.
  • Bebek gaz sancısından dolayı kıvranıyorsa bazen ortam değişikliği de işe yarayabiliyor.
  • Eğer anne bebeğin gaz sorunu nedeniyle gerilmişse bebeği babasına veya yanımızda kim varsa (annane, babanne, teyze, hala...) bebeği onlara verip açık havaya çıkması da çözüm olabilir. (En azından anneyi rahatlatır.) 
  • Bebeğin bulunduğu odanın havalandırılmış olması, aydıklık olması ve kalabalık olmaması da önemli.
  • Bebeğin bulunduğu odada elektrikli süpürge, saç kurutma makinesi gibi sesli aletlerin çalıştırılması da bebeğin dikkatini sese odaklamasına neden oluyormuş. Bebekler anne karnı içindeyken de bunlara benzer sesler işittikleri için bu sesler kulaklarına aşina geliyormuş.
3-4 ay sonra çoğu bebekte gaz sancıları geçiyor. O nedenle biraz sabırlı olmamız gerekiyor. Gaz sancısız, mutlu, keyifli bebişleriniz olaması dileklerimle.....

29 Eylül 2012 Cumartesi

ÜMİTLE BEKLEMEK

Biz Çağan'a tedaviyle sahip olduk. Çok şükür Rabbime onu bize gönderdi, bu güzelliği bize yaşattı. Darısı ümitle bebek sahibi olmak için bekleyen tüm anne-babalara olsun inşallah. Çağan'ı beklerken, tedavi aşamasında nette bulduğum bu yazı ile günlerimi geçiriyordum. Çoğu zaman da ağlayarak tabi. Hani diyorlar ya.. Sen kafanı rahat tut, fazla bu konuyu düşünmemeye çalış. Mümkün mü? Bebek özlemiyle yanıp tutuşan bir kadının bu konuyu düşünmemesi mümkün mü? Dosyaları incelerken bu yazıyı gördüm. Yine ağladım, ama bu sefer mutluluktan.. Tadavi sırasında bir türlü paylaşmayı için el vermiyordu, ama şimdi paylaşıyorum. Bekleyenlere.... Ümidinizi kaybetmeyin...

Ümitle Beklemek....

Gelmek bilmeyen bebeğime..................................................................


Yine sonbahar çöktü bakışlarıma….yine hüzünler yan çiziyor yüreğimde. Yine bekleyişlerimin bu kaçıncı sabahı….hep bir ümitle bekliyorum yollarını….ha geldi, ha gelecek. Gelecek ve içimdeki bu özlemi, bu hasreti dindirecek diye…

Yüreğimde hatıralarının sindiği yapraklar, sonbaharın gelişi ile düşmeye başladı….gönül sevdan kan kaybediyor hadi gel meleğim….özlemlerim tavan yapmışken, daha her şeye son verilmemişken, dindir şu yüreğimde ateşini sevdanın….

Yosun tutmuş bakışlarımda kaç geceyi uykusuz geçirdim, ah bilsen bebeğim….kaç gece düşlerimde besledim, hayallerini…kaç yıl aralıksız yollarını gözetledi bu gözler….gelmedin her baktığımda, gelirsin diye sonbaharı bekledim hep….özlemlerimiz son bulur diye…..

Yağmur misali gözyaşı döküşlerim ile ıslattım yollarını…..gözlerimdeki özlemlerle büyüttüm sevdamızı…yitik sayfalara terk etmedim ben seni…hep taze ve hep canlı tuttum hayallerini ve seni….ama sen gelmedin, ya da gelemedin bebeğim…..

Yine çöreklenmiş bakışlarımız bir sonbahar akşamını devirirken, yine efsunlu bakışlarımızla sabahlamaya yeltendik bu gece….ümitlerimiz hiç son bulmadı ve bulmayacak….bulsaydı zaten beklemekte olmazdı…bekliyoruz ümidimizin bizi götürdüğü yere kadar…hadi gellll bebeğim…

Ümitle yaşamayı senden öğrendik…ümitle bekledik ve bekliyoruz….sıraladık geceye gözlerimizi ve sen gelene kadarda bekleyeceğiz bebeğim ….solgun bakışlarımızda her zaman bir ümitle döneceğin günü iple çekeceğiz...hadi bebeğim hadi çok bekletmeden annene gel…….

26 Eylül 2012 Çarşamba

ŞIH MUALA YEMEĞİ

 
 
Malum doğumdan sonra annem yanımda olduğu için mutfağa yemek yapmak için girmiyorum. Bu aralar anne lezzetleri ile soframız şenleniyor. Anneciğimin ellerine sağlık, sağolsun uğraşıyor kasıncağız bizim için. Bu tarifini vereceğim şıh muala yemeği doğumdan önce ilk kez yapıp denemiş olduğum Hatay mutfağına ait bir yemek. Besin değeri yüksek olan yeşil mercimeğin tketimi için farklı bir seçenek olacağını düşünüyorum. Denemenizi tavsiye ederim...
 
Malzemeler:
  • 1 kg. patlıcan
  • 1 su bardağı yeşil mercimek
  • 7-8 adet domates
  • 1 yemek kaşığı salça
  • 4 adet yeşil biber
  • 4 adet ortaboy kurusoğan
  • 3-4 diş sarımsak
  • 1 çay bardağı zeytinyağı
  • Yarım çay bardağı nar ekşisi
  • kuru nane
  • karabiber
  • tuz
  • maydanoz
Yapılışı:
  • Bir karış uzunluğundaki patlıcanları  ,sadece saplarını keserek alacalı soyup boylamasına 3 dilime ayırıyoruz. Sonra bu dilmleri ortadan üçe dörde (dil şeklinde) kesiyoruz. Tüm patlıcanları bu şekilde doğradıktan sonra 1 saat kadar tuzlu suda bekletiyoruz.
  • Mercimeği haşlayıp suyunu süzerek derin bir kaba alıyoruz.
  • Soğanların ve domateslerin kabuklarını soyup yemeklik doğruyoruz.
  • Biberlerin tohum kısımlarını çıkararak ince doğruyoruz.
  • Sarımsağı dövüyoruz .
  • Hazırladığımız malzemeleri haşlanmış mercimeklerle karıştırarak ,salçayı da ilave edip tuz ve karabiberle tadlandırıyoruz.
  • Bir tencerenn altına hafif zeytin yağı gezdirip patlıcanları suyun içerisinden alarak tencerenin dibine bir sıra diziyoruz. Üzerlerine hazırladığımız karışımdan yayıp tekrar bir sıra daha patlıcan diziyoruz. Mercimekli karışımın kalanını döşeyip üzerine patlıcanları kapatıyoruz.
  • Yemeğimizin üzerine yağ ,nar ekşisi ve 1 su bardağı sıcak su dökerek ocağa koyup orta ateşte yaklaşık 1 saat kadar pişirdikten sonra ocaktan almadan üzerine kuru nane serperek ocağın altını kapatıyoruz.
  • Servis tabağına alıp üzerini maydanoz ile süsleyerek servis yapıyoruz.Afiyet olsun..
 

 

25 Eylül 2012 Salı

TÜRKÜLER YETİM KALDI

Zahidem.... Acem Kızı... Yalan Dünya... Yazımı Kışa Çevirdin... Yardan Ayrı Düşeli.... Hangi birini yazayım ki.. Büyük ozan Neşet Ertaş bugün dünyaya veda etti. Türküleri yetim kaldı. O gerçekten Türkiye'nin, Türk insanının bir değeriydi, nasıl ki Kemal Sunal gibi, Barış Manço gibi, Hacivat ve Karagöz gibi...Evet evet... Okullarda "Değerlerimiz" temasını işlerken Hacivat ve Karagöz'ü, Nasrettin Hoca'yı işliyorsak Neşet Ertaş'ın, Kemal Sunal'ın, Barış Manço'nun ve onlar gibi nicelerinin de adını geçirmeliyiz o derslerde. Çocuklarımıza, öğrencilerimize bu değerlere sahip çıkmalarını öğütlemeliyiz. Çünkü onlar gibisi bir daha geri gelmeyecek. Benim çocuğum bunları öğrenecek, bundan eminim. Temennim bütün Türk çocuklarının da öğrenmesi. Sevgili "Türkü Baba" mekanın cennet olsun...

O BURUN TIKANACAK ARKADAŞ!

Bu aralar televizyon izlemeye fazla fırsat bulamıyorum. Malum minik Çağan buna pek müsade etmiyor. Bugün Çağan uyurken şöyle bir zaping yapayım dedim. Vee....Bu şeker şeyleri gördüm, çok güldüm.
Bu reklamı düşünen beyinleri tebrik ediyorum.. Gerçekten çok yaratıcı olmuş...

HOŞGELDİN ÇAĞAN




Hoş geldin bebek,
Hoş geldin. Masum yüreğini alıp, karşı kıyıdan yürüdün geldin buralara. Ellerinde ışığı sönmemiş yıldızlar, gözlerinde yeni dünyaya salınan ilk şaşkın bakışların ışığıyla sen de merhaba dedin taze güne, aydınlığa. Avuçlarında ötelerin temizliği ve sıcaklığı var hala. Kalbin bir kuşun kalbi gibi ürkek ve kırılgan. Tenine henüz değmemiş rüzgarın hoyrat eli. O kentin ortasında henüz yenisin, çok yenisin.  Annenin
sıcak teni, şefkatli
 elleri ve merhametle atan yufka kalbi senin için çarpacak bundan böyle. Şarkıları, ninnileri senin için söyleyecek.
Hoş geldin bebek aramıza.
Annene ve babana hoş geldin..

22 Eylül 2012 Cumartesi

ÜÇ KİŞİLİK BİR HAYAT...

        
  Merhaba  sevgili bloggerlar.. 1 aydan daha fazla bir süredir yazı yayınlayamıyorum. Çünkü bu süre içerisinde hayatımızda çok önemli bir değişiklik oldu. Ailemize bir birey daha katıldı. Evet, 8 buçuk aydır özlemle ve merakla yolunu gözlediğimiz bebeğimiz "Artık yeter, sıkıldım burdan!" dedi. Yoksa aslında zamanını bekleseydi eylülün 10 u ile 15 arasında doğacaktı. Ama bizimki acele etti ve 18 gün erken geldi.
          Zaten son zamanlarda doktorumuz sabah akşam tansiyonumu ölçmemi, yükseldiğinde de hemen haber vermemi istemişti. 22 Ağustos gecesi tansiyonum 15-10 çıkınca kendisini aradık. Hemen hastaneye yatış yapmamızı söyledi. Tansiyonum hastanede kontrole alındı. Ertesi sabah, yani 23 Ağustos 2012'de oğlumuz sezeryanla dünyaya geldi. Aslında normal doğumu ne kadar da istemiştim. Ama zaten doktorumuz son kontrollerimizde bebeğin kordonu 2 defa boynuna doladığı için ve benim tansiyonum son zamanlarda hafif yükselmeye başladığı için normal doğum olamıyacağını, ne kadar anne karnında tutabilirsek o kadar iyi olduğunu söylemişti.
          Ama tabi ki beyefendiyi fazla tutamadık içerde. O nedenle de bebeğimizi küveze aldılar. Ciğerleri gelişmemişti, çok hızlı nefes alıp veriyordu. Doğumdan 1 gün sonra beni taburcu ettiler. Bebeğimiz hastanede kaldı. Günde 3 defa bebeği emzirmek için hastaneye gidiyordum. Doğum yaptığım hastane (Gaziantep Düztepe Yaşam Hastanesi) evimize hem uzaktı hem de yolları bozuktu. Yollarda hoplaya zıplaya, acı çeke çeke gittim geldim. Annelik işte! :) Bu süre zarfında doğru düzgün dinlenemedim tabi, bu "küçük adam" bana lohusalığımı bile yaşatmadı. Ama önemli olan bebeğimizin sağlıklı olması. Bebeğimiz yoğun bakımda 8 gün kaldı. Bu sürede yoğun bakımda başımıza gelmeyen kalmadı. Günde üç defa emzirmek için gitmeme rağmen bebeğimin daha sonraki beslenmeleri için anne sütü sağıp oraya bırakıyordum. Ama buzdolabında ağzına kadar dolu üzerinde "polat bebek" yazılı bir biberon anne sütünün verilmediğini görüyordum. Bu olay başımıza üç defa geldi. Ayrıca Yoğun bakımda hijyenik kurallara fazla dikkat edilmediği için bebeğimiz yoğun bakımda rota virüsü kaptı ve ishal oldu. Bu konuları hastane idaresi ile görüştük ve bebeğimizi kendi isteğimizle yoğun bakımdan çıkarttık. Başka  bir hastanede tekrar muayene etti ve bebeğimizin tekrar yoğun bakımda yatmasına gerek olmadığını, eve çıkarabileceğimizi söyledi.
          Bebeğimizi nihayet evimize getirebildik. "Küçük adam" evimizdeki boşluğu dolduruverdi. Evimizde bir bayram havası esmeye başladı. Bizde bu nedenle bayram anlamı taşıyan "Çağan" adını koyduk bebeğimize. Bebeğimizin adı "Fikret Çağan" olarak kulağına okundu. Büyükbabamız yanımıza gelince adını bebeğimizin kulağına okudu.
          Artık şu zamandan itibaren siz değerli blogger annelerinin tavsiyelerine ihtiyacım olacak. Umarım sorunlarımıza çözüm olarak tavsiyelerinizi benimle paylaşırsınız. Herkese kucak dolusu sevgiler...

9 Ağustos 2012 Perşembe

YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
 bir sincap gibi mesela,
 yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
 yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
 Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki, mesela,
 kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuarda insanlar için ölebileceksin,
 hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
 hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
 hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak yanı ağır bastığından.
"Nazım Hikmet

8 Ağustos 2012 Çarşamba

AGRESİF VE HIRÇIN ÇOCUKLAR



Az önce "Annelik Boyutu" sitesini gezerken Sabiha Paktuna Keskin'in agresif ve hırçın çocuklar ile ilgili bir videosunu izledim. Bu konuda anne olan veya olmak üzere olan blogger arkadaşlarıma yardımcı olabileceğini düşündüğüm için paylaşmak istedim.
http://www.anneboyutu.com/video-izle?hircin-ve-agresif-cocuklar&V_Id=723

PİLELİ PEYNİRLİ BÖREK

Malzemeler:
  • 3-4 adet yufka (Yufkaların büyüklüğüne göre. Ben yufkalar küçük olduğu için 1 tepsi için 4 adet yufka kullandım.) 
  • 2 yumurta
  • 1 su bardağı süt
  • Yarım su bardağı çiçek yağı
  • 1 adet maden sodası
  • 250 gr lor peyniri (Aslında rendelenebilen sert peynir olamsında fayda var. Ben evdekini değerlendireyim demiştim; ama bu sefer de yufkayı katlarken biraz zor oldu.)
  • Yarım demet maydanoz
Yapılışı:
  • Öncelikle fırın tepsisini yağlıyoruz.
  • Sonra böreğin sıvı harcını hazırlıyoruz. Bunun için 2 yumurtadan birinin sarısı üzerine sürmek için ayırıp diğerleri bir kaseye aktarıyoruz. 1 su bardağı süt ve Yarım su bardağı sıvı yağı yumurtalarla birlikte iyice çırpıyoruz.
  • Mutfak masasına veya tezgaha yufkanın birini seriyoruz. Katlamanın kolay olası için yufkayı ortadan ikiye bölüyoruz.
  • Sıvı harcı kaşıkla gezdirerek üzerine döküyoruz. Her yarım yufkanın iki uçunu kıvırıp hazırladığımız maydanozlu lorlu karışımı yufkanın üzerine serpiştiriyoruz. Malzemenin her yere ulaşmasını sağlamalıyız.
  • Yarım ay şeklindeki yufkanın geniş kısmından sıkarak yufkayı uca doğru katlıyoruz.

  • Katladıktan sonra bir el büyüklüğünde yanlamasına bıçakla kesiyoruz. Böylece tepsiye kolayca aktarabiliriz. Kestiğimiz katlanmış yufkaları yağlanmış tepsiye aktarıyoruz.

  • Diğer yufkalara da aynı işlemleri uygulayıp tepsiyi dolduruyoruz.
  • En sonunda sıvı harcımız kalmışsa onu soda ile karıştırıp tepsinin üzerinde gezdiriyoruz. Sıvı harç kalmamışsa sadece sodayı tepsinin üzerinden gezdiriyoruz. Yurmurta sarısını da fırça ile sürüp 180 derecede ısınmış fırında 40 dk kadar pişiriyoruz. Afiyet olsun...

ÇAKMA MAKLUBE


Bu da benim usül Maklube... Aslında bir Arap yemeğidir. Yapılışında patates de kullanılıyor ama ben iftara yetişrieceğim diye biraz acele ettim. O nedenle tencerenin üstüne patates halkaları dizmedim. Bir de iki kişilik yaptığım için küçük kulaklı tavada yapmıştım, eti ve pirinci azdı. O nedenle de etler pilavla karıştı. Halbuki görüntüde en üstte et, ortada  pilav, en altta da patates olmalıydı. Bir de sunumunda kalabalık sofralarda büyük bir sininin üzerine etli pilavı ters çeviriyorlar Kenarlarına da biraz salata biraz yoğurt şeklinde süslüyorlar.

Malzemeler: (2 kişilik)
  • 200 gram kuşbaşı kuzu eti
  • 1 su bardağı pirinç
  • Biraz tereyağı, biraz sıvı yağ
  • Tuz,karabiber
  • Salatalık malzemeler
  • 
Yapılışı:
  • Kuşbaşı etleri 15 dk düdüklüde haşlıyoruz. Yemeği hızlandırmak için ben genelde kuşbaşı etle yemek yapacaksam haşlarım. Tabi size kalmış.. Haşlanan etleri tereyağında hafif kavuruyoruz.
  • Kavurduğumuz etleri tencerenin veya kulaklı tavanın en altına diziyoruz. Üzerine ayıklanmış ve yıkanmış pirinci döküp kaşıkla yayıyoruz. 2 bardağa yakın sıcak suyu ekleyip biraz tuz ve karabiber gezdiriyoruz. Tencerenin ağzını kapatıyoruz. Dediğim gibi ben bu şekilde yaptım. Ama aslında halka halka ince doğranmış patatesler pirinçlerin üzerine diziliyor. Tabiki bu sefer de suyunu koyarken de patatesleri düşünerek koymak gerekiyor.
  • Gelelim salatasına... İsterseniz benim yaptığım gibi çoban salatası yapabilirsiniz, ya da havuç, mor lahana ve maruldan da salata yapabilirsiniz. ama salatanın çok sulu olmaması gerekiyor.
  • Yemeğin pilavı pişince geniş düz bir tabağa tencereyi ters çevirerek aktarıyoruz.Kenarlarına da salatamızı koyup servis ediyoruz. Afiyet olsun...

KABAK HAŞLAMA

Malzemeler:
  • 3-4 tane kabak
  • 4-5 diş sarımsak
  • Bir tutam dereotu
  • Zeytinyağı
  • Tuz
  • Limon suyu
Yapılışı:
  • Kabaklar çok taze ise kabuğunu soymaya gerek yok ama biraz büyükçe ise kabuklarını soyalım. Kabuklarını soyduktan sonra bir parmak uzunluğunda kabakları dğrayalım.
  • Tuzlu suda doğradığımız kabakları haşlayalım. çok haşlanmamasına dikkat edelim.
  • Diğer taraftan sarımsakları ezip, zeytinyağı ve limon suyu ile karıştıralım sosumuzu hazırlayalım. Zeytinyağında cömert olabilirsiniz.
  • Çukur bir kaba haşladığımız kabakları kevgir yardımı ile alalım. Sosumuzu kabakların üzerine gezdirelim. Biraz sulu olmasını isterseniz sosu sulandırabilrsiniz.
  • Dereotunu ince ince kıyıp üzerine serpebiliriz. Afiyet olsun.

5 Ağustos 2012 Pazar

MANTAR SALATASI




Malzemeler:
  • 10 tane orta büyüklükte mantar
  • 1 avuç biberli yeşil zeytin
  • 1 adet kırmızı tatlı biber
  • 2-3 yemek kaşığı konserve mısır
  • 2-3 tane kornişon turşu
  • Bir tutam maydanoz ve taze nane
  • 1-2 yemek kaşığı zeytinyağı
  • Tuz
  • Yarım limonun suyu
  •  
    Yapılışı:
  • Mantarları iyice yıkadıktan sonra çok ince olmayacak şekilde doğruyoruz. Bir tencereye sıcak su koyup mantarları 15-20 dk pişiriyoruz. Piştikten sonra süzgüde süzüp soğuk suyla yıkıyoruz.
  • Pişirdiğimiz mantarı derin bir kaseye alıyoruz. Üzerine 2-3 parçaya ayırdığımız biberli yeşil zeytini, konserve mısırları, doğranmış kornişon turşuları, küçük küçük doğranmış tatlı kırmızı biberi,  İnce ince kıyılmış maydanoz ve naneyi ekliyoruz.
  • Damak zevkinize göre tuz, zeytinyağı ve limon suyunu ekleyip karıştırıyoruz. Salatamızı servis tabağına alıp afiyetle yiyebilirsiniz.
  •  
     
     
     
     
 

2 Ağustos 2012 Perşembe

VİKİTAP

Bu güzel siteden sevgili Necla Şölen'in bloğunu okuyunca haberdar oldum. VİKİTAP 'ta şu ana kadar okumuş olduğunuz kitapları arayıp buluyorsunuz, ne zaman kaç günde okuduğunuzu, takas yapıp yapmayacağınızı, derecelendirme ve yorum yaparak kitabı değerlendirip kendi profilinize kaydedebiliyorsunuz. Sanal kütüphane sayesinde okuduğunuz ve okumak istediğiniz kitapları bir arada görebiliyorsunuz. Ben VİKİTAP'ta mügepolat olarak ordayım. İlginizi çekiyorsa siz de bu siteye bir göz atın derim..

1 Ağustos 2012 Çarşamba

HÜNKAR BEĞENDİ

Malzemeler 


  • 5 adet orta boy patlıcan
  • 2 yemek kaşığı tereyağı
  • 2 yemek kaşığı un
  • 1 su bardağı süt
  • 1 çay kaşığı tuz, karabiber
  • 750 gr kuşbaşı kuzu eti
  • 2 adet kuru soğan
  •  2 adet domates ve 1 yemek kaşığı salça
  • 1 yemek kaşığı tereyağı
  • 1 çay kaşığı tuz, karabiber

Yapılışı:
  • Patlıcanları fırında veya ocakta közlüyoruz. Aslında en makbul olanı odun ateşinde közlenmesidir. Ama herkes imkanları dahilinde hareket eder. Bizim gibi Antep'te yaşayanlar daha şanslı. Çünkü her sokakta bir fırın var. Bu tarz közleme işlemleri, et ve tepsi yemeklerimizi biz burada fırınlara gönderiyoruz.
  • Diğer taraftan kuşbaşı etlerimizi içinde tereyağı erittiğimiz tencereye alıp bir güzel kavuruyoruz.
  • Etlerin rengi dönünce yemeklik doğranmış soğanımızı, soğanlar kavrulunca da küçük küçük doğranmış domateslerimizi ve 1 yemek kaşığı domates salçamızı ekliyoruz.
  • Tuzunu ve karabiberinini döküp kavurmanın  pişmesi için bekliyoruz.
  • Közlediğimiz patlıcanları ince ince doğruyoruz, püre haline gelene kadar. İsterseniz mutfak robotundan geçirebilirsiniz.
  • Bir başka tencere veya tavada 2 kaşık tereyağını eritip unu kavuruyoruz.
  • Unun kokusu çıkınca yavaş yavaş ve güzelce karıştırarak sütü ilave ediyoruz. Tuzunu ve karabiberini ekleyipi beşamel sosumuzu hazırlıyoruz.
  • Beşamel sosla patlıcan püresini karıştırıp servis tabağına alıyoruz. Üzerine hazırladığımız kavurmayı 1-2 kaşık gezdiriyoruz. Afiyet olsun..

HEDİYE ÇEKİLİŞİ

http://deepbeauty.blogspot.com/2012/07/gumus-tak-seti-hediye.html
Bu güzel gümüş takı seti yukarıda linkini verdiğim "deepbeauty" bloğungan. İlgilenenlere duyurulur.

26 Temmuz 2012 Perşembe

PORTAKALLI KEK

Elif Şakak'ın Aşk kitabından;
GÖNLÜ GENİŞ RUHU GEZGİN SUFİ MEŞREPLİLERİN KIRK KURALI'ndan sekizincisi:
"Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var.Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir." Şems-i Tebrizi 


Malzemeler:
  • 2 yumurta
  • 1 su bardağı şeker
  • 1 su bardağı süt
  • 1 çay bardağı çiçek yağı
  • 2 su bardağı un
  • 1 kabartma tozu
  • 1 su bardağı portakal reçeli veya portakal şekerlemesi
Yapılışı:
  • Yumurtalar ile 1 subardağı toz şekeri iyice çırpıyoruz.Sütü ve çiçek yağını ekleyip tekrar çırpıyoruz.
  • 2 su bardağı un ile kabartma tozunu da ilave edip çırpıyoruz.
  • Portakal reçelini ilave edip karıştırıyoruz. Portakal reçelini kışın yapmıştım. Ben reçel niyetine yapmıştım ama suyu az olduğu için sanırım portakal reçeli şekerlemeye dönüştü. :(
  • Yağlanmış kek kalıbının içine karışımı döküyoruz.
  • 180 dereceye ayarlanmış fırında yaklaşık 40 dk pişiriyoruz. Afiyet olsun...

25 Temmuz 2012 Çarşamba

GALETA UNLU PEYNİRLİ BÖREK

Elif Şakak'ın Aşk kitabından;
GÖNLÜ GENİŞ RUHU GEZGİN SUFİ MEŞREPLİLERİN KIRK KURALI'ndan yedincisi:
Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat' i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin. Şems-i Tebrizi 



Malzemeler:
  • 5 adet yufka
  • Yarım kilo beyaz peynir
  • Yarım demet maydanoz
  • 1 yumurta
  • Yarım Su bardağı sıvı yağ
  • 1 su bardağı süt
  • 2 su bardağı galeta unu
Yapılışı:
  • Yufkaları 6 parçaya bölüyoruz.
  • Yumurtanın sarısını, 1 su bardağı sütü ve yarım su bardağı sıvı yağı çırpıyoruz.
  • Beyaz peyniri çatalla ezip içine ince ince doğradığımız maydanozu ekliyoruz.
  • Her yufka dilimine önce kaşıkla sıvı karışımı gezdiriyoruz. Sonra da geniz kısmına peynirli karışımda koyuyoruz, sigara böreği gibi sarıyoruz. Böreklerin çok sıkı ya da çok gevşek olmamasına dikkat ediyoruz.
  • Yumurtanın beyazını iyice çırpıyoruz.
  • Her böreği önce yumurtanın beyazına batırıyoruz, sonra da galeta ununa buluyoruz her tarafını.
  • 180 dereceye ısıtılmış fırında üzeri kızarana kadar pişiriyoruz. Afiyet olsun...

24 Temmuz 2012 Salı

KAHVELİ PARFE


Elif Şakak'ın Aşk kitabından;
GÖNLÜ GENİŞ RUHU GEZGİN SUFİ MEŞREPLİLERİN KIRK KURALI'ndan altıncısı:
Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşk dilsiz olur.
Şems-i Tebrizi 


Gebelik şekeri çıktığından beri evde tatlı namına bir şey yapmıyordum. İçimden gelmiyordu, bir de şeytana uyarım yerim diye.. ama baktım olan eşime oluyor. Kıyamadım ona. Şu sıcak yaz günlerinde iyi gider diye parfe yapayım dedim.
Malzemeler:
  • 2 paket kremşanti
  • 1,5 su bardağı süt
  • 1 paket petibör bisküvi
  • 1 su bardağı damla çikolata
  • 1 su bardağı badem
  • 3 yemek kaşığı türk kahvesi
  • Üzerini süslemek için çikolata sosu
Yapılışı:
  • 2 paket kremşantiyi 1,5 su bardağı sütle çırpıyoruz.
  • İçine 3 kaşık kahveyi, 1 su bardağı damla çikolatayı ve bademi ekleyip karıştırıyoruz.
  • Bisküvileri elimizle küçük parçalara bölüp karışımın içine atıyoruz ve karıştırıyoruz.
  • Buzluğa koyabileceğimiz bir kabın içine buzdolabı poşetini tek kanat haline getirip seriyoruz. Bunu parfenin kolay çıkması için yapıyoruz. Ben kelepçeli kek kalıbı kullanmıştım. Bu nedenle kolay oldu benim için.
  • Karışımı poşet serdiğimiz kabın üstüne döküp düzleştiriyoruz. 2-3 saat buzlukta bekledikten sonra buzluktan çıkarıp üzerini çikolata sosu hazırlayıp döküyoruz. Afiyet olsun...
NOT: Parfeyi yaparken içine çeşitli taze ve kuru meyveler, ceviz veya fındık da koyabiliriz. Ben kahveli yapmaya karar verdiğim için damla çikolata koymayı tercih ettim.

TÜRKAN

Bu kitapta entrika yok, aldatma yok, şehvet yok... Ayşe Kulin'in sade ve akıcı anlatımı eşliğinde örnek alınacak ve gurur duyulacak bir insanın hayatının bilinmeyen yönleri var. Evet, özel hayat var ama en yalın haliyle.. İnandığı doğruların peşinden koşan ve vicdanının sesini dinleyen yıllarını cüzam hastalarına adamış bir doktorun hayata tutunma hikayesi var. Kitabı okuduktan sonra Türkan Saylan'a karşı hayranlığım bir kat daha arttı. Tavsiye ederim okumanızı..

18 Temmuz 2012 Çarşamba

ESARETİN BEDELİ


"Korktukça tutsak; umut ettikçe özgürsünüz."


1994 yapımı bir film. Tüm zamanların en iyi flmlerinden. Mutlaka izlenmesi gerekir diye düşünüyorum. Özgürlüğün kıymetini, umut etmenin gerekliğini anlatan bir film.

17 Temmuz 2012 Salı

GEBELİK ŞEKERİ

Yaklaşık 1 aydan beri yazı yayınlayamıyordum. 15 gün Hatay-Belen'de kayınvalidemin yaylasındaydım. Hamileleiğim 7. ayında Antep'in sıcakları ile boğuşurken  yayla havası çok iyi geldi. Şimdi tekrar Antep'teyiz ve buralar bıraktığımız gibi hala çok sıcak. Neyse ben sizlere benim de başıma gelen gebelik şekerinden bahsetmek istiyorum.

Hamileliğimin 28. haftasında şeker yükleme testi yapıldı. Test sonucunda doktorum gebelik şekerim olduğunu söyledi. Sınır 140 mış, benim değerim 149 çıkmış. Doktorum hemen diyetisyene yönlendirdi. Diyetisyen tabiki bir diyet listesi verdi. Bir hamile için diyet yapmak çok kötü bir şey. İstediğiniz hiç bir şeyi yiyemiyorsunuz. Tatlı yok, tuz yok, hamur işi yok, pirinç pilavı yok.. Şu sıcak yaz gününde dondurma bile yiyemiyorsunuz. Diyet yapıyorum diye artık mutfağa girmez oldum neredeyse. Yeni tarifler denemek canım istemiyor, bu nedenle tarif de yayınlayamıyorum bloğumda. Neyse 3 haftadır diyetimi uyguluyorum. Hatay'a gitmeden önce, yani diyete başladıktan 1 hafta sonra tokluk kan şekeri testi yapıldı. Çok şükür şekerim düşmüş 99'a. Yani diyet işe yarıyormuş bunu gördük. Hatta diyete başlamadan önce 72 kilo idim,1 hafta sonrasında 70 kiloya indim. Bu sefer de "bebek acaba gelişebiliyor mu?" diye bir kaygı aldı. Ama çok şükür alabiliyormuş onu da muayene esnasında öğrendik. Şimdi 32. haftadayız ve hala 70 kiloyum. Aslında doğumdan sonrasını düşününce fazla kilo almamak tabi ki iyi bir şey. 64 kilo ile hamile kaldığımı düşünürsek şimdilik sadece 6 kilo almışım. Ama tabiki hamilelerin canı hey şeyi çekiyor, her sofrada mutsuz bir şekilde kalkıyorsun. Her defasında kendimi "az kaldı" diye ikna ediyorum. Ne yapayım?? :(( Başta kendime olmak üzere, benim gibi gebelik şekeri olan hamişlere allah'tan sabır diliyorum.

 Şimdi sizlere gebelik şekeri ile ilgili biraz bilgi aktarayım.

GEBELİK ŞEKERİ
Hamilelikte fetusun ihtiyaçlarının karşılanması ve gelişiminin sağlıklı devam ettirilebilmesi için anne adayında pek çok hormonel değişiklikler meydana gelir. Sağlıklı bir kadın bu süreçteki hormonel değişikliklerden olumsuz etkilenmez, ancak belli risk gurubundaki anne adaylarında bu süreç hem kendi sağlıkları hem de bebekleri için sorun oluşturabilir.

Hamilelilk döneminde bebeğin glukoz ihtiyacının karşılanabilmesi için anne vücudunda insülin direnci oluşturulur ve sağlıklı bir hamilelik sonrasında bu durum kendiliğinden düzelir.

Hamilelik şekeri, hamilelik döneminde başlayan bir çeşit şeker hastalığıdır. Genelde hamileliğin beşinci ve altıncı aylarında (24-28. Haftalar) ortaya çıkar ve genellikle doğum sonrası ortadan kaybolur. Hamilelik şekerinin anlamı vücudumuzun şekeri gerektiği şekilde kullanmamasından kaynaklı kan şekeri değerlerinin normalin üstüne çıkmasıdır. Hastalığın tespiti için habileliğin 24. -28. Haftalarında glukoz yüklemesi ile test yapılmasında fayda vardır. Ancak bazı risk gurubundaki anne adaylarında 24-28. Haftalar beklenmeden şeker yüklemesi testi yaptırılmalıdır.

Hamilelik şekeri için risk faktörleri
  • Aşırı kilo
  • Ailede şeker hastalığı
  • 30 yaşın üzerinde olma
  • Önceki hamilelikte şeker hastalığı olması
  • Nedeni bilinmeyen gebelik kaybı
  • Daha önce iri bebek doğurma
bu faktörlerin bilindiği anne adaylarının hastalığın gelişmesi açısından daha yakından takip edilmesi gerekmektedir.

Şeker yükleme testi

Şeker yükleme testi hamileliğin 24-28. Haftalarında yapılır. Anne adayından aç karnına kan alınır ve 50 gr glukoz içirilir ve bir saat sonra kan glukoz düzeyini kontrol etmek için tekrar kan alınır. Eğer glukoz düzeyi 140 mg/dl altında ise hamilelik şekeri yoktur. Ancak üzerinde çıkması durumunda 3 saatlik 100 gr glukoz ile yapılması gerekir. 3 saatlik yükleme sonucunda hamilelik şekerinin olup olmadığı netleşir. Bazı durumlarda doktorlar 2. şeker yüklemesini gerekli görmeyebilir.

Hamilelik şekerinin bebeğe etkileri

Hamilelik şekeri hem anne adayı hem de bebek için olumsuz sonuçlar doğurur. Eğer yüksek şeker seviyesi kontrol altına alınmaz ise doğumda sorun yaşama riskini arttırır. Bebeğin doğum ağırlığında artış olması doğumu sizin ve bebeğiniz için zorlaştırabilir. Doğum sonrasında bebeğin kan şekerinin düşmesi, akciğerin tam gelişmemesine bağlı solunum güçlüğü, bebek kanında kalsiyum düzseyinin düşmesi ve sarılık bebekte görülebilecek ciddi sorunlardır. Ayrıca bu bebekler ileri yıllarda şeker ve kalp hastalıklarıyla karşı karşıya kalabilirler.
Beslenme alışkanlıklarım değişecek mi?

Şeker yüklemesi testi yapılıp, tanı konulan anne adaylarına kilolarına göre düzenlenmiş, ana besin öğelerini hamileliğe göre uygun oranlarda içeren bir diyet önerilmektedir. Ayrıca kan şekeri düzeyleri düzenli olarak kontrol edilmektedir. Hamilelik şekeri bulunan anne adaylarından bazı gıdaları beslenmelerinden çıkarması istenebilir. Özellikle dondurma, şerbetli tatlılar, kurabiyeler, çikolata gibi şeker bakımından zengin gıdalar uzak durularak, doğal şeker içeren meyvelere ağırlık verilmesi gerekebilir. Beyaz undan yapılan makarna veya beyaz pirinç yerine anne ve bebeği için çok daha yararlı bulgur, kepekli makarna veya esmer pirinç tercih edilmelidir. Doktorunuz bu değişiklikleri bir diyetisyen yardımıyla yapmanızı isteyebilir.

Egzersiz ne kadar önemli?

Hamilelik şekerinde egzersiz kan şekeri seviyesinin normal düzeyde tutulmasında önemli bir yer tutmaktadır. Doktorunuz sizin ve bebeğiniz için güvenli olan egzersizi düzenli olarak yapmanızı önerecektir. Yürüyüş hamileler için en kolay ve güvenli egzersizdir. Yüzme ve diğer egzersiz çeşitleri de güvenli olan seviyelerde yapılabilir. Egzersizi ne kadar sık yaparsanız kan şekeri seviyenizi kontrol altına almanızda o derece kolay olacaktır. Ancak egzersiz yaparken kendinizi zorlamamanız gerektiğini unutmamalısınız.

24 Haziran 2012 Pazar

PATATESLİ KESME BÖREK

Elif Şakak'ın Aşk kitabından;
GÖNLÜ GENİŞ RUHU GEZGİN SUFİ MEŞREPLİLERİN KIRK KURALI'ndan beşincisi:



Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. "Aman sakın kendini" diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: " Bırak kendini, ko gitsin! " Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!- Şems-i Tebrizi






Malzemeler:
  •  3 tane yufka
  • 1 yumurta
  • 1 su bardağı süt
  • Yarım su bardağı çiçek yağı
  • 6-7 tane haşlanmış patates
  • 1,5 su bardağı kaşar peyniri
  • Bir tutam maydanoz, bir tutam nane, bir tutam dereotu
  • Tuz, karabiber, kimyon, toz kırmızı biber,
  • Yarım çay bardağı zeytinyağı
Yapılışı:
  • Haşlanmış patatesleri geniş bir kaba rendeliyoruz. İçine 1 bardak kaşar peyniri, ince ince doğranmış yeşillikleri, tuz, karabiberi, kimyon, toz kırmızı biber, yarım su bardağı zeytinyağını ekleyip karıştırıyoruz.
  • 1 yumurtayı 1 bardak sütle çırpıp sıvı harcı yapıyouz.
  • Yufkanın  birini tezgaha veya masanın üzerine seriyoruz. Yarısına kadar sıvı harcı kaşık ile gezdiriyoruz. Diğer yarısını üzerine kapatıyoruz. Biraz daha sıvı harçtan gezdirip patatesli harcın 1/3'ünü yarım şekilde görünen yufkanın üzerine dağıtıyoruz. Diğer iki yufkayı da bu yaptığımızın üzerine serip her biri için aynı işlemleri yapıyoruz.  
  • Üst üste serilmiş aralarında patatesli harç olan yufkaları düz kısmından sıkıca rulo yapıyoruz.
  • Bir bıçakla rulodan 2 şer cm'lik dilimler kesip Yağlı kağıt serilmiş tepsiye yan bir şekilde diziyoruz. 180 dereceye ısınmış fırında pişiriyoruz. 20 dk sonra çıkartıp her bir dilimin üzerine kaşar peyniri rendesi serpip üzeri kızarana kadar pişiriyoruz. Afiyet olsun...